Kayıtlar

TOKMAK 3 (Umut Sarıkaya - Naber Dergi - Eylül 2015)

Resim
Birinci Bölüm: "Kol kırılır, yen içinde kalır" mı diye çığlık attım, bir gece önce yazdıklarımı okuyunca! "Etle tırnak gibiyiz bizi kimse sökemez" mi diye ikinci kez bir daha çığlığı bastım okumaya devam ettikçe. Ve hemen kimse görmeden buruşturup attım yazdıklarımı."Hass.ktir!" dedim anlıma vurarak "hass.ktir dün gece evde kendi kendime otururken ben ne kafalara girmişim?" Hem bunlar nasıl tabirler böyle? Kol niye kırılsın, tırnak niye etten sökülüp atılsın? Birlik ve kardeşliği anlatırken bile neden bu kadar hoyratlık, neden hala vücuda zarar vermeyi hatırlatan tabirler? Başkası yazsa gülüp geçebilirdim ama bunları ben yazmıştım! Ben, yılların goygoycusu ben, nasıl da ciddi ciddi, nasıl da inanarak bunları yazabilmiştim? Yazıyı yazarken ki surat ifademi çok iyi hatırlıyorum, nasıl da kendimden emindim, nasıl da arada bir sigara yakıp, kafa sallayarak "iyi oldu, iyi oldu bunları da dediğim meh meh meh" diyordum. ...

“Seni öldürmeyen şey... tuhaflaştırır.”

Resim
“Seni öldürmeyen şey... tuhaflaştırır.” [1] Sapığın Sinema Rehberi  belgeseline Zizek şu şekilde başlar: " Bizim için problem olan ‘Arzularımızın doyurulması ya da doyurulmaması’ değildir. Asıl problem arzu ettiğimiz şeyi şu an nasıl elde ettiğimizdir. İnsanın arzularıyla ilgili olan hiçbir şey doğal ve spontan değildir. Arzularımız yapaydır (taklittir). Arzu etmek için eğitiliriz. Sinema en önemli ayartıcı sanattır. Sinema size neyi arzu edeceğinizi göstermez. Sinema nasıl arzu edeceğinizi anlatır. "  [2] Bu yazının niyeti Zizek’in bu tespitinin de ilhamıyla,  Yaralı Yüz / Scarface  (1983) ve  Leon: Sevginin Gücü /  Léon: The Professional  (1994) filmlerindeki antikahramanları analiz etmektir. Kişisel gözlemim ve iddiam şudur ki, bu iki filmin ve antikahramanlarının tuhaf bir çekicilikleri ve benzerlikleri vardır:  Scarface  filmi ve antikahramanı Tony Montana (Al Pacino)  statülerinden ve toplumsal/kültürel arka planlarından...

Snowden:“Can you hear me now?” (“Şimdi beni duyabiliyor musunuz?”)

Resim
Burhan Sönmez’in "İstanbul İstanbul" adlı eserinin sonunda Hallac-ı Mansur’dan bir alıntı vardır: “ Cehennem, acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir. ” 29 Eylül 2015’te Edward Snowden’ın attığı “Can you hear me now?” ( 1 ) tweeti bana bunu hatırlattı: “İstanbul İstanbul” romanında da vurgulandığı gibi şehirlerin üstünde yaşayanlar altlarda, derinlerde yapılan zulümleri duymak istemezler. Devletin ve ideolojinin derinliklerinde, zindanlarında, sınır ötesinde, bürokrasisinde, hastanesinde, adliyesinde, yani tüm dişlilerinde “öteki”ne yapılan zulmün rızası hissedilir. Zizek’in dediği gibi içten içe bu gerçekleri biliriz ve kaçınırız: “İdeolojinin dışına çıkmak acıtır. Acılı bir deneyimdir. Kendinizi buna zorlamalısınız. (…) Özgür olmaya zorlanmanız gerekir. Eğer bu ani mutluluk ve benzeri şeylere kolayca inanırsanız - hiçbir zaman - özgür olamazsınız. (…) Özgürlük acıtır.” (Sapığın İdeoloji Rehberi ( 12 ) ) Snowden yaptığı bu eylemle bizleri özgür...

tik tak / zamana kaçamak bir bakış / jay griffiths (PDF e-kitap)

Resim
tik tak / zamana kaçamak bir bakış / jay griffiths e-kitap /PDF linki: https://yadi.sk/d/b9kWpEQD39Kcw8 Ortak zamanı çitleme ve sömürgeleştirme isteği, Batı zamanının, geçmişteki ve şimdiki tüm düşünce biçimine yayılmıştır, ki bu, eliniz­deki kitabın başlıca konulanındandı. Önemli noktalara kısaca tekrar ba­kalım. Modernliğin takıntılı zaman ölçümü, zamanın dakikalar, sani­yeler, saniye parçacıkları halinde akışı, zamanı metaforik olarak, par­maklık ve çitlerle kuşatır. Yüzlerce yıl, Hıristiyanlık, düz bir çizgi ha­lindeki tarihselciliğiyle döngüsel zamanı köşeye sıkıştırmıştır. Görün­mez emperyalizmle, zaman imparatorluğuyla derin bir ilişkisi vardır bunun: Çünkü imparatorlukları kuranlar nasıl toprağa bakıp Terra Nullius gördüyse, metafiziksel imparatorluk kuranlar da zamana bakıp Tempus Nullius görmüşlerdir. Kaptan Cook’un, Yeni Zelanda’yı ilk keşfeden kişi oluğu söylendi bize, sanki orada beyazların zamanından önce zaman yokmuş gibi. (Başka bir örnek. Avrupalıların ...